TOKİ’nin Dar’ül-fünunları

TOKİ’nin Dar’ül-fünunları

toki thumbs_b_c_e0e6c50ba4aa22ecbd19b66197495a57

Yukarıdaki görüntü Anadolu Ajansı’nın 25 Mart 2016 tarihli ve “Üniversiteler TOKİ ile yükseliyor” başlıklı haberinde kullanılan bir mimari görselleştirme. Halböyleyken, Twitter ortamının yüksek debili malumat akışı içinde ekrana düşen, arada alay konusu yapılarak gülüp geçilen sıradan imgelerden birisi gibi görünen bir görüntü üzerinde durmanın anlamı ne olabilir? Görüneni tekrar etmek pahasına kelimelere dökünce manzara şöyle: özenle biçilmiş çimenli adaların birisinde yükselen, dört köşesi kuleli, çatı saçaklarıyla sonlandırılmış, (büyük ihtimal) avlulu bir kütle. Kaba bir oranlamayla kütlenin 15 metreyi aşan bir yüksekliği olduğu  tahmin edilebilir. İçini göstermeyen yansıtmalı camlar, taş kaplamalar, çini seramiklerle çevrili kemerler, ve bu kemerlerin yanlardan basılarak tekrar ettirildiği elemanlar cepheleri oluşturuyor. İlk bakışta düz gibi görünen zemin ise resmin sağ kenarına doğru eğimli bir yüzeyin varlığına dair fikir veriyor. Yollarda ise belirli bir ekonomik refahı gösteren marka otomobillerden bir potpori görülüyor. Kampüs yaşamının canlı unsuru insan varlığı ise uzaklık veya yakınlıktan azade silik figürler olarak resmin iki marjına doğru savrulmuşlar. Gökyüzünde -bir yanı koyu bulutlarla kaplı – henüz  yeni yükselmekte olan bir uçak – tasvir edilen kampüs havaalanına yakın bir yer mi ki? – bir de nereden, nasıl yükseldiği tam olarak anlaşılamayan 6 adet uçurtma göze çarpanlar. Resmin peyzajını kuran çimlerle birlikte her bir ağacın aktardığı zaman fikri de başka: mevsim konusunda her şey çelişkili. Öyle ki, resmin sağ üst köşesinde henüz çiçeklenen bir ağacın varlığına dair uzanan dallar bu çelişkiyi iyice kuvvetlendiriyor. Mesele basit bir dekoratif seçime mi bağlı? Yoksa, resimdeki çelişkili anakronizmin gösterdiği başka şeyler olabilir mi?

İkinci soruyu dikkate almak ve bir dizi spekülasyon yapmaktan bir zarar gelmeyecek. Bu sayede başka meselelere ilmik atmak mümkün olacak. Başlangıç olarak şu söylenebilir: Barthes’tan alıntılayarak söylenecek olursa, görsel apaçık olanın dekoratif vitrindeki ideolojik suistimalin adeta şemasını çiziyor[1]. Nedir bu görseldeki ideolojik suistimal? Son yılların dillere pelesenk olan sloganı “Yeni Türkiye” gözlüğüyle bakınca, görünürdeki tuhaflıklar kısmen anlamlandırılabilir hale gelebilir. Resmin sol üst köşesini kaplayan ama uzaklaşmakta olduğu anlaşılan, dağılmaya yüz tutmuş koyu bulutların, “Eski Türkiye” söylemine gönderme yaptığını söylemek mümkün. Havalanmakta olan THY logolu uçak “İstikbal göklerdedir” deyişine sahip çıkılarak onu “Globally yours” seviyesine çıkartan mevcut iktidarın kalkınmacı başarısının bir temsili. “Duble yol” üzerindeki türlü marka ve pahadaki araçlar refahın, gayri safi milli hasıladan alınan payın ne kadar yaygınlaştığının ya da bir gün yaygınlaşacağının gösterisini üstleniyor. Resmin sağ üst köşesinde gövdesinin oldukça yukarılara uzandığı düşünülebilecek bir ağacın yeni filizlenmekte olan dalları da tüm bu zenginliğin “Yeni Türkiye” geleceğinde gerçekleşeceğini müjdeliyor adeta. Uçurtmalar zaman-mekansal olarak bir yerde konumlandırmak kolay değilse de mutluluğa, festival havasına dair bir imge olarak kabul edilecek olursa bulutların dağılmasından sonra ortaya çıkan yeni tablonun bir kutlaması olarak düşünülebilir. Tabii ki tüm bunların ortasında ise yerine sımsıkı bağlı, tarihselci öğelerle donatılmış, banal olsa da güncel malzemelerle giydirilmiş, merkezi idarenin  Dar’ül-fünun yapısı yükseliyor. Resmin sol tarafından görüşe kısmi olarak girmiş yapıdan da anlaşıldığı kadarıyla bu dar’ül-fünunlar çoğaltılarak bir kampüs ya da külliye meydana getirilecek.

Bugün üniversite adı verilen araştırma ve bilgi üretim ortamının Osmanlı döneminde adı Dar’ül-Fünun. ’Dar’ kelimesi Arapça’da ev anlamına gelse de okul, mektep anlamı da taşır. ‘Fünun’ ise ‘fenler, bilgiler’ anlamındadır. Dolayısıyla, dar’ül-fünun, ‘fenler/bilgiler okulu’ anlamına gelir. Osmanlı’da dar’ül-fünun kurulması fikri ilk olarak 1846 yılına tarihlenir. Dar’ül-fünun’un tam olarak ne işe yarayacağı belirlenmemişken, dönemin siyasal söyleminin gelişimine denk düşecek şekilde uygun manzaralı bir mahalde, büyük ve gösterişli bir yapının inşasına hızla girişilir. [2] Yaklaşık 25000 m² olacak binayı inşa etmek üzere Gaspare Fossati görevlendirilir. Bina için kararlaştırılan yer ise Sultanahmet’te, Ayasofya’nın güneybatı köşesidir. Ancak, yapının inşaatı türlü aksaklıklar ve değişiklikler içinde 17 yıl gibi bir süreye yayılır. İnşaat tam olarak bitirilmeden 1863 Ocak’ında binanın resmi açılışı yapılır. 1865 yılında binanın eğitim işlevi için çok büyük olduğu bahanesiyle Maliye Nezareti’ne devredilir. 1876’da Birinci ve 1908’de İkinci Mebusan Meclisleri burada açılır. Son olarak da Adliye Nezareti’ne dönüştürülür. 1933 yılının Aralık ayı başında çıkan bir yangınla kentsel topoğrafyadan silinir. Akyürek’in ifadesiyle, “Darülfünun binası, Batı’ya dair söylemsel alanda görünür olan eksikler üzerine geliştirilen, yeni bir doğru bilgiye yönelik söylemsel pratiklerin ürettiği içi boş bir kabuk, kentte yapılmış önemli bir müdahaledir. Yapının kapladığı fiziksel ve imgesel alanın büyüklüğü […] içi doldurulamayacak olan Darülfünun kurumunun eksikliğini anıtsal bir yokluğa dönüştürür.”[3]

darulfunun

Dar’ül-fünun binası

Bu metne konu edilen görselleştirmedeki durumun 150 yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen benzer bir akıbeti resmettiğini iddia etmek olası. Bunun neden böyle olabileceğini ise yakın tarihli sayılabilecek bir tartışmanın içinden okumak mümkün. Tartışma, bir önceki cumhurbaşkanı döneminde genel sekreterlik görevini üstlenmiş Mustafa İsen‘in “muhafazakâr kesimin nasıl bir demokrasi anlayışı varsa muhafazakâr estetik ve muhafazâkar sanat normlarını ve yapısını oluşturmak gibi bir yükümlülük içindeyiz” sözleri ile başlamıştı. İskender Pala ise 10 Nisan 2012 tarihli Zaman Gazetesi’nde “Muhafazakar Sanat Manifestosu” başlıklı bir yazı yayınlamıştı. Çeşitli gazetelerdeki köşe yazarlarının kısa süreli ve sansasyonel polemiklerinden yaklaşık bir yıl sonra “Dil ve Edebiyat” dergisinin 56. sayısında Yusuf Akçay imzalı “Metafizik Sanat: Yeni Türkiye’nin Sanat Arayışı” başlıklı makalede “Metafizik Sanatın İlkeleri” olarak sıralanan 11 madde mevcut. İkinci maddede yazılanlar konu edilen görsel hakkında fikir vermesi açısından dikkat çekici sayılabilir: “Metafizik sanat; sanatın teknik, teorik ve metodolojik yönüyle vakit kaybetmez.”

Siyasal dönemecin süregiden aşamasında kültürel alanla ilgili ara sıra dile getirilen güncel aciliyetler, alana doldurulmaya çalışılan figürler ve alanı çevreleyen kurumların gündeme gelme biçimleri düşünüldüğünde, hemen her konuda teknik, teorik ve metodolojik yönlerle vakit kaybetmemenin ne tür sonuçlar ürettiği aşikar.

[1] Roland Barthes, Mythologies, Vintage, London, 2000, s.11.rb_m

[2] Göksun Akyürek, Tanzimat Döneminde Mimarlık, Bilgi ve İktidar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2011, s.65-109.

[3] Akyürek, a.g.e., s.109.ga_mbi

Yazar

7 Ocak 1972 İstanbul doğumlu. Sırasıyla, 1990-1995 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi'nde mimarlık lisans, 1995-1998 yılları arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde yüksek lisans, 2007-2013 yılları arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Tarihi ve Kuramı Programı'nda doktora eğitimini tamamladı. Tarih ve kuram odaklı düşünme ve yazma denemelerini farklı zeminlerde sürdürüyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir